Oğuzhan Ceyhan | Karma Astroloji
Astrolojinin Tarihi

ASTROLOJİNİN TARİHİ - I. BÖLÜM


Gök cisimlerinin insan üzerindeki etkilerini incelemeye yönelik çalışmaların toplamına verilen astroloji ad altında ele alınanlar bir bakıma alşeminin tersi ve bir bakıma da devamıdır. Simya da temelde gök cisimlerinin ve yer cisimlerinin karşılıklı etkileştiklerini ve ikisi arasında yaşayan canlıların bu iki akımın ikisinden birden etkilenebildiğini düşünür. Bu her iki yaklaşımın amacı insanın doğa ve kendi yaşamı üzerinde egemen olmasını sağlamaktır. Bu bakımdan ve kendi çalışma ilkeleri bakımından her ikisi olumlu düşünmeye, yani insanın çıkarını kollamaya yazgılıdırlar. 

İnsanların gök cisimlerinin devinimleri ve döngüleriyle ilgilenmeleri, onları izlemeye başlamaları da yaklaşık olarak madenlerle ilgilenmeleriyle aynı zamanda, belki biraz daha önce olmuştur. Bu her iki ilgi alanının bireylerin psikolojik alanında yani iç dünyasında yatan temelleri toprağa düşen tohumun serencamıyla doğrudan ilgilidir. Tarımın başlamasına yakın bir dönemde, yani insan topluluklarının yalnızca toplayıcılıkla kalmayıp doğrudan tohum ekmeğe geçmelerinden hemen önce, onların toprağa düştükten sonra geçirdikleri evreleri, yavaş yavaş filiz verişlerini, yapraklarının ve çiçeklerinin serpilip gelişmesini, daha sonra meyva vererek yeniden tohumlaştıklarını izledikleri uzunca bir süre geçmiş olmalıdır. Yeryüzünde bugün de henüz bu aşamaya gelmemiş insan topluluklarının bulunuşundan onların algılama ve düşünme biçimlerini az çok farkedebiliyoruz. Belki daha önce de kimi hayvanların üreyişlerini, mevsimlerle yer değiştirmelerini bir olup bitti şeklinde değil de birbirleriyle koşutluklar kurabilecek şekilde izlemek olanağını bulanlar olmuştu. Bu arada insanların en eski temel korkularından birinin ölüm olduğunu da biliyoruz. En eski insanlardan başlayarak ölü insanın belli bir korku ve saygıyla muamele gördüğü anlaşılıyor. Cesedin yakılması, gömülmesi, doğaya bırakılması, yenilmesi gibi çeşitli törensel uygulamalar var. Bunların hepsi insanların hemen hemen bugünkü gibi bir takım korkular ve düşünceler ürettiklerini gösteriyor. Gene en eski insanlarda da bugünkü ilkeller gibi ölenin yeniden yaşama dönüşü için belirli bir çaba gösterildiği anlaşılabiliyor, işte tohumların toprağa düştükten sonra yeni bir canlı olarak yeniden doğuşları ile ölülerin gömülmesi arasında görsel bir koşutluk da hemen görülebiliyor. O zaman nasıl tohumların yeniden canlanışı mevsimlere bağlı ise ölenin canlanışının da mevsime bağlı olduğu düşünülmüştür. Bunu biz bugün ilkel denilen insan topluluklarının inançlarından ve aynı zamanda hiç de ilkel sayılmayan çok daha gelişmiş uygarlıkların inanç ve adetlerinden de çıkarsayabiliyoruz. Ama o dönemlerde henüz yalnızca gözlemlerin benzerlik ve koşutluğundan ibaret kalan bu yaklaşım, tarım doğrudan bir edim ve işlem olarak başladıktan sonra ekonomik yaşamsal bir önem de taşımaya başlamıştır. Ve insanlar yaşadıkları iklim koşullarıyla tepelerinde dönüp duran gök cisimlerinin evreleri arasındaki ilintiyi de, hiç değilse güneşin önemi yüzünden hemen farketmişlerdir. İşte bu bir yandan ölüm korkusu ve ölümden sonra yeniden dirilme umudu, bir yandan da tohumun ürün olarak değer kazanışı süreci, bir olgu üzerinde etkin olan iklimlerin öbüründe de etkin olacağı, bu iklimlerle koşut olan yıldız devinimlerinin de aynı şekilde her ikisinde de etkin olacağı gibi kavram ve gözlem koşutluklarıyla, gök cisimlerinin insan yaşamı ve ölümü üzerinde etkin olduğu anlayışı doğmuş bulunmaktadır. Bunun kanıtlarını hem eski insanların kalıntılarındaki törensel uygulama belirtilerinde, hem bugünkü ilkellerin inanç ve uygulamalarında ama aynı zamanda da çok çok uygar insanların ve çok yaygın inançların içinde ayırdedebildiğimiz kavram kalıntılarından rahatlıkla çıkarsayabiliyoruz.

Astroloji bir "bilim" olarak bireylerin, toplulukların ya da halkların erek ve amaçlarını gerçekleştirmek ya da etkilemek üzere gök cisimlerinin yerdeki olgular üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi olarak anlaşılmaktadır. Bu temel ve ayrıca bilgilerin doğrudan incelemelere değil, eskiden naklolan eski gözlemcilerin ve ustaların söylentilerine dayanması ve bir de tamtamına "determinist" (mutlakacı ve muayyenci) oluşu nedeniyle "bilim" dediğimiz disiplinlerin yaklaşımının tam zıddını ve tersini oluşturmaktadır. Bu sonuncu koşulu da kısaca açıklamakta fayda olabilir: Bilim anlayış ve çalışma tarzıyla hiç bir zaman az sayıda etmenin, bir olgu üzerinde şaşmaz bir kesinlikle hep aynı sonuca yolaçtığını kabul etmez. Her zaman sonsuz sayıda etmenin, hesaplanamayacak kadar çok etkilerinin, üstelik birbirlerini de etkileyip değiştirerek, uzun ve kesintisiz bir sürecin varsayımsal bir kesitinden ibaret olan bir olgu üzerinde her yönde etkili olabileceğini bilir. Dolayısıyla kurallar hiçbir zaman şaşmaz ve kesin olmayıp kısa ve küçük, mekanizma açıklayıcı süreçlerden ibarettir. Örnekse, bilimde falanca bulut türünün fırtına ya da kar getireceği söylemi ancak öbür bütün koşullar eşit olduğunda bu iki görüngünün, yani bulut ve fırtına ya da kar görüngüsünün, rastlantıyla açıklanamayacak sıklıkta birarada görüleceğini ifade eder. Ya da falan mikrop filan hastalığı yapar demek, o hastalığı olanlarda rastlantıyla açıklanamayacak ölçüde bu mikrobun bulunacağı ya da o mikrobun bulunduğu durumlarda bu hastalık tablosunun, gene rastlantıyla açıklanamayacak ölçüde, ortaya çıkacağı anlamını taşır. Bu kuralların daha kesinlik kazanabilmeleri için ikisi arasındaki oluşum düzeneğinin tam olarak saptanması ve ayrıca hiçbir istisna bulunmaması zorunludur. Her istisna yeni bir kuram - gözlem - deney - kural zincirinin kurulmasını gerektirir. Oysa inançlarda, din ve halk inançlarında hiçbir istisna gözönüne alınmaksızın mutlak bir kesinlik ileri sürülür. İşte mistik düşüncelere bağlı bütün varsayım dizgeleri bu "bilimdışı" özelliği taşırlar. Yani deterministtirler.

Astroloji de gök cisimlerinin, özellikle gezegenlerle öbür yıldızların belirli karşılıklı pozisyonlarının, belirli bir nedensel ve belirgin yoldan yersel alemdeki değişimlere neden oldukları ya da etkiledikleri varsayımına dayalı olarak gündelik olayların tahmin edilmesi ve öngörülmesi yöntemidir. Bu yöntemin oluşmaya başlaması, az önce belirttildiği gibi tarımın yaşamsal ve toplumsal bir devrime yolaçtığı dönemlerde Mezopotamya, Mısır ve uzakdoğuda ayrı ayn, ama gerek gök cisimlerinin özellikleri, gerekse ona bakan insanların göz ve zihinlileri aynı olduğundan birbirine çok benzer şekilde olmuştur. Bunun için de uzak doğuda daha uzun vadeli, göçebe Germen boylarında daha kısa vadeli, Kolomb öncesi Amerika yerlilerinde daha değişik bir takvim anlayışına dayalı bölümlemeler varsa da bugün evrensel nitelik kazanmış olan Batı astrolojisinin kuramsal kökenleri İran-Ortadoğu-Yunan klasik çizgisidir. Başlangıçta yıldızlara bakarak kehanette bulunmak şeklinde olan ve Sümer-Elam uygarlık çizgisinde sınıflandırılmış olan bu astroloji, sonunda Yunan uygarlığında aldığı biçimiyle bir kehanet becerisi olmaktan çıkmış, genel kurallara oturmuştur.

Astrolojinin düşünce dizgesinde yer merkezli bir evren varsayımı bulunur. Bu, üstelik düzmüş gibi düşünülen yer üzerine kapalı gök-kubbedeki yıldızlar, merkezi yerin içinde bulunan dairesel yörüngelerinde devinirler. Sabit yıldızlar da merkezi gene yerde bulunan yarımküre bir kubbe üzerine yapışık gibi algılanır. Daha geç bir dönemde Aristo'nun ilkeleri alınmış ve gök elementlerinin sonsuz dairesel hareketleriyle yerin dört elementi olan ateş, hava, su ve toprağın sınırlı ve linear yani doğrusal hareketleri arasında kesin bir sınır çekilmiştir. Belli gök cisimleri ve onların hareketleri, birbirleriyle olan uzaklık, yakınlık ya da karşıtlık gibi konuş ilişkileri ile dört yersel elementin oluşum ve sonlanışları arasında özgün birtakım ilişkiler varsayılmıştır. Bu ilişkilerin karmaşıklığı kendini görüngüler alemindeki karmaşada da yansıtır. Bu karmaşa insan zihni tarafından, bütünüyle anlaşılamaz büyüklükte bir düzen oluşturmaktadır. Bunu tam kavramanın olanaksızlığı astrologların bilemeyişlerinin ön mazeretidir. Düşünceleri Eflatun'a daha yakın olanlar ise ateş elementinin bütün gök cisimleri arasında yaygın olduğunu kabul eder ve ayrıca yersel oluşlar üzerinde tanrısal istencin de etkin olacağını doğal sayarlar. Çünkü gök cisimlerininin oluş ve devinimlerini saptayan onlara göre tanrısal istençtir.

Aslında bu tanrısal öğenin astrolojide ele alınışı oldukça tartışmalı olmuştur. Tam anlamıyla astroloji evreni tam mekanistik bir görüşle ele alır ve tanrısal istencin etkinliğini, hatta varlığını reddeder. Bu özelliğiyle Ortodoks Hristiyanlık ve İslam tarafından reddedilmiştir. Daha değişik ve sonraki versiyonlara göreyse astroloji, astronomi gibi ölçüme dayalı, matematik bir bilim değildir ve sözkonusu olan etkiler gerek tanrısal, gerekse insansal istençle değişebilen eğilimleri ve yönelişleri belli eden ana çizgilerden ibarettirler. Daha çok bir gnostist olarak bilinen Suriyeli Hristiyan bilgesi olan Bardesanes'e (154-222) göre yıildızların devinimleri ancak maddesel dünyayı etkiler, insanın ruhu iyi ile kötü ayırdetmekte özgür olarak kalır. Zaten gnostistler genel olarak algılanabilen evreni, evrenin kötülücül yaratıcısı (bu düşüncede iyicil ve kötücül olmak üzere ikili bir yaratıcılık söz konusudur) tarafindan kutsal ruhun bir parçasının hapsedilmiş olduğu mekanik bir kafes olarak kabul ederler. (Bu yaklaşım Türk tasavvufunda da kendini kuvvetle hissettirmektedir) insanın amaç ve ereği de bu "Ten" kafesinden "tanrısal öz "e ait olan ruhu kurtarabilmektir. İ.Ö. 1. yüzyıldan İ.S. 5. yüzyıla kadar çok zengin bir bilim ve felsefe yuvasi olan Harran ekolüne göre ise gezegenler, istençleri dua ve riyazetle, ayinler ve büyülerle degiştirilebilen tanrılar ya da tanrısal varlıklardır. Hindu felsefesinde de anlayış böyledir. 6. yüzyılda yaşamiş bir Hristiyan riyazetçisi olan Priscillian'ı izleyen Priscillanistlere göre ise yıldızlar anlayanlara astrolojik simgelerle tanrının buyruk ve istencini açıklamaktadırlar.

Bu sonuncu yaklaşım, yani yıldızların tanrının istencini belli ettiği inancı ve bu nedenle kehanetin olabilirliği düşüncesi aslında kökenini antik Mezopotamya'dan almaktadır. Sümer, Elam, Asur ve Kaide dinsel anlayışları, çağlarında bu kehanetler için kullanilabilecek zengin bilgileri, derleyip sınıflandırmıştır. Bu kehanetlerin birincil görevleri sarayı yakın gelecekteki felaketlerle başarılardan haberdar edebilmekti. Öncelikle sel, deprem, salgın hastalık kuraklık gibi bitki, hayvan ve insanları topluca mahvedebilecek olan belaların ama çogu zaman askerî ya da politik gelişmelerin tahmin edilerek devletin haber alma olanaklarına katılması gerekmekteydi. Göksel belirtiler tam saptayıcı olmaktan çok uyarıcı olarak kabul edilmekte olduğundan, çok geniş bir bildirici olaylar kataloğu ile tanrıların insanlarla iletişim aracı olarak görülmekteydi ve belirttikleri yönelişler karşıt kehanetlerle, dua ve kurbanlar, Tanrılara sunulacak armağanlarla değiştirilebilirlerdi. Göksel belirtileri izlemekle görevli olan resmi kâhine Baru adı verilmekteydi ve egemenin baş danışmanlarından biri oluyordu.

Astrolojinin temel amaci ise kişiyi doğdugu anda yıldızların bulunduğu pozisyona ve bu pozisyondaki etkilerine bakarak, yıldızların başka pozisyonlarında karşılaşabilecekleri iyi ya da kötü olaylardan haberdar etmek ve yaşamlarının genel gidiş yolunu ve yönünü bildirebilmektir. Genethlialoji de denilen bu bilimden astrolojinin ana teknikleri doğmuştur. Böylece astroloji genel, katartik ve sorgulayıcı alt alanlara bölünebilir.

Genel astroloji belirgin gök hareketlerinin, örneğin güneş tutulmalarının, ay tutulmalarının, yıldız kaymalarının, kuyruklu yıldızların görünüşlerinin ve gezegenlerin yörünge kesişmelerinin oluşlarını hesaplayarak ve gezegenlerin takım yıldızlara göre konuşlarına bakarak kişilere, aile ve gruplara, halklara ve uluslara ve bütün insanlığa etkilerini tahmin etmek görevini yüklenir. Bu bağlamda işi Mezopotamya'daki Baru gibidir. Yanıtlamaya çalıştığı sorular bilicilik ve fal sorularıdır.

Katartik astroloji (aydinlatici, ortaya çıkarıcı) ise yapılmak istenen ya da plânlanan bir girişim için yıldızların konuş ve durumunun uygun olup olmadığını, en uygun zamanın hangisi olacağını ortaya çıkarmaya çalışır. Elbette bu çalışma kaderlerin önceden saptanmış olduğu varsayımından yola çıkan genethlialoji ile tam bir çelişki halindedir. Çünkü onun yardımıyla kişi kaderini değiştirebilir ya da yazgısından kaçabilir.

Sorgulayıcı astroloji de kişilerin soruyu sordukları andaki kuşkularını gidermeye yöneliktir. Bu bağlamda bu alt dal kuşkusuz ki katartik olana göre temel astrolojinin determinizminden daha da uzaktır ve biliciliğe, yani tanrısal istenci kabul etmeye zorlar. Nitekim bu yönünden ötürü bilicinin içsel hazırlanmasını, yoğunlaşmasını belli eden bir dizi temizlik, itikaf ve dua ritüellerini de gerektirir. Sonunda bu astrolog bir bilicidir ve Tanrının istem ve istencini, bildirimini almaya hazırlanmaktadır, yani bir tür profesi (peygamberlik) işlevi görmektedir.

Astrolojide ayrıca latromatematik (tıbbî matematik, astrolojinin tıp amaçlarıyla kullanımı) ve askerî astroloji gibi alt alanlar da bulunmaktadır.

Eski Ortadoğu'daki yıldız biliciliği belirtildiği üzere astrolojinin tarihsel doğuş noktasıdır. Bu tarz bugünkü astroloji içinde de doğal astroloji adıyla bir dal olarak yaşamaktadır. Bu yaklaşımın Ortadoğu uygarlıklarında belirmesinden önce de en azından güneş ve özellikle de ayın döngülerinin çok daha eski kültürlerce önem taşımaya başladığı, kimi ilkel mağara resimlerinden ve yazı öncesi uygarlıkların kalıntılarından anlaşılmaktadır. Ayrıca gene gök cisimleri döngülerinin dinsel önem kazanışının Çin ve Hindistan gibi, halen de kökenlerinin izlerini taşıyan uygarlıkların ilk kaynak metinlerinin naklen anlattıklarından bilinebilmektedir. Babil'de bu gök kehanetlerinin başlangıcının, İ.Ö. XVIII.-XVI. yüzyıllara denk gelen I. sülale zamanında yazılmış olan "Enuma Anu enlil" adlı çivi yazısı metin olduğu kabul edilmektedir. Ama bunun son biçimi alması İ.Ö. I. binin başlarından erken değildir. En zengin kaynak İ.Ö. VII. yüzyıldan, Asur kralı Asurbanipal'in kütüphanesinden elde edilen tabletlerdir. Anlaşılan standart bir katalog hiçbir zaman oluşmamıştır. Bulunan her kopya kendi özelliklerini göstermektedir ve her tabletin yazarının kendi yorumlarını katmasına özellikle izin verildiği anlaşılmaktadır. Bu kodekste toplanabilen kehanetler dört kategoriye ayrılabilmektedir. Bunlarin herbiri bunlar için iletişime girilmiş olan tanrının adını taşır. Bunlar Sin, Şamaş, Adad ve İştar'dır. Sin, yani Ay sınıfı, doğuş hilalleri, hilal dönemleri, Ay çevresinde oluşan haleler ve Ay'ın yörüngesi çevresindeki yıldız kümeleri gibi olguları ele almaktadır. Şamaş, yani Güneş kategorisi ise güneş tutulmaları, güneşin parladığı sırada olan ve görülen kimi gök olayları, örneğin kuyruklu yıldızlar, güneşin çevresinde görülebilen yıldızlar gibi olgulara dayalı kehanetleri içerir. Hava ya da iklim tanrısı olan Adad, bulut tipleri, yağışlar, gök gürültüsü, şimşek ve yıldırımlar gibi meteorolojik görüngülere ve aynı zamanda yer sarsıntılarına dayanan kehanetleri kapsar. Sabah yıldızı (Venüs) ile simgeleşen İştâr da bu yıldızın ilk ya da son görünüşü, gezegenin durmuş gibi göründüğü istasyonlar, gezegenin tam battığı anda güneşin doğması demek olan akronikal doğuşlar ve ayrıca gezegenin yolu boyunca karşılaştığı takım yıldızlara bağlanan kehanetlerle ilintilendirilmektedir.

Bu kehanet kataloğu tabletler Asur devletinin yaşadığı İ.Ö. VII. yüzyıl boyunca sözkonusu astral fenomenlerin ve meteorolojik olayların oluş gözlemlerinin tarihsel olaylarla koşutluğunun gözlem raporlarından oluşur. Bu kehanetler Perslerin Asuru ve bütün Mezopotamyayı egemenlikleri altına aldıkları İ.Ö. IV. yüzyıldan itibaren önemlerini yitirmişlerdir. Son zamanlarında tutulmuş bir dizi günlüklerde yıldız fenomenleriyle yersel olgular arasındaki gerçek bağlantıyı saptayabilmek amacıyla adım adım gözlemlerin yazıldığı farkedilmektedir. Bu olgu, zamanında bu koşutluktan ciddi kuşkuların yayılmış olduğu, örneğin kâhinlerin, tarihsel olarak da gerçekten beklenmedik şekilde vuku bulmuş olan Pers istilasını bilememiş olmaları, düşüncesine yolaçar. Ama bu kuşkularla gözden düşmesinden önce bu kehanetler Mısır, Yunan ve Hint uygarlıklarına iletilmiş bulunuyordu. İ.Ö. 559-330 yılları arasında İran'ın Ahameni sülalesinin bütün bu bölgeleri tek egemenlik altında birleştirmiş olması bu birden yayılışın başlıca nedeni olmuştu.

İşte Ahamenilerin o zamana kadar pek çevre tarafından tanınmayan İran'ı birden bütün bölgeye egemen bir güç haline getirmeleriyle ve o sırada Mezopotamya'dan çok daha güçlü bir büyüler inancının İran'da yaygın olması sonucunda yıldızsal bilicilik, Mezopotamya'da gözden düşerken, oradan çevre ülkelere yayılan yıldız bilicilerin etkileriyle oralarda ve hepsinden önemli olarak da Mısır'da bu bilgilerin yayılmaya başladığını, orijinali İ.Ö. 500 yıllarında demotik yazıyla yazılmış bir papirüsten öğreniyoruz. Gene Mısır'da ama daha sonra, Ptolemelerin egemenliği altında İ.Ö. II. yüzyılda, bu sefer yunanca yazılmış olan bir elyazmasında da benzeri bilgiler vardır. Rahip Petosiris adında biri tarafından Firavun Necepso'ya sunulduğu anlaşılan bu kitap daha sonraki birçok kitaba da kaynak oluşturmuştur. Bundaki temel kaynak "Enuma Anu Enlil" olarak bildiriliyor. Buradan gelen bilgiler ve ayrıca İ.Ö. IV. yüzyılın yunanlı bir astronomu olan Knidos'lu Evdoksus'un kitabından alıntılarla birlikte İ.S. II. yüzyılda yaşamış bir Yunan, Mısır astronomu olan Batlamyus Ptoleme'nin Dört Kitap -(Tetrabiblos) olarak bilinen eserinin ikinci kitabı Apotelesmika'da, Tebes'li Hefastion'un astrolojik el kitabında, İ.S.V. yüzyıl Bizanslı bir yüksek memur olan Yuvannis Lidus'un "Belirtilere Dair" adlı kitabında (İ.S. VI. yüzyıl) hep sözedilmektedir. Mısır astrolojisini böylece Mezopotamya oluşturmaktayken, aynı alanlara bütün gücüyle girmiş olan İran'ın Magi bilgileri de etkilemeye başlamıştı. Onların öğretileri de İ.S. 23-79 yıllan arasında yaşamış olan Plinius (Baba) ve tarım bilgileri üzerine yazılmış geç dönem bir kitap olan Geoponica'da nakledilmektedir. Gene bu yönlerden kaynaklanan daha birçok kitap arasında özellikle Harran bilgeleri tarafından yayılmış olan Hermes Trismegistos'un kitabı, Manitheistlerin Zodiak Kitabı, Ahd-i Atik'teki peygamber Danyal tarafından yazılmış olduğu düşünülen Apokalips ve Suriye dilinde yazılmış olan "Anlar Kitabı" önem taşımaktadır. Böylelikle, özellikle de Büyük İskenderin Mısır'ı alması ve kendinden sonra orada Hellenistik Ptoleme egemenliğinin oluşması, onun da Roma'ya katılmasıyla Mısır - Yunan - Roma bilgi iletişim çizgisi açılmış olmaktadır.

Mezopotamya kehanetlerinin Hindistana geçişi ise gene yaklaşık aynı dönemde, yani İ.Ö. V. yüzyılda Ahamenilerin İndus vadisini ele geçirmeleriyle başlar, ilk belirtiler bu dönemin Budist yazıtlarında bulunabiliyor. Budist rahip ve keşişler de bu bilgileri oldukça büyük bir hızla Orta Asya, Çin, Tibet, Japonya ve Hindiçini'ye yaymışlardır. Bilgi iletim ve etkileşimi o çağlarda sanılabileceğindcn çok daha hızlıydı. Unutulmamalıdır ki sadece 33 yaşına kadar yaşamış olan Büyük İskender kısa egemenliği sırasında Makedonya gibi bir Balkan toprağından yola çıkarak bütün Anadoluyu, İranı, Maveraünnehri, Tibeti ve Hindistanı, bütün Mezopotamya ve Kuzey Arabistanı ve Mısırı fethetmiştir. Yürüyerek ilerleyen ordularıyla bütün bu ülkelerde kendisi de bizzat bulunmuş, sonunda da Mısırdan kuzeye dönerken Suriyede bir yerde ölmüştür. Evrensel bir millet, evrensel bir ırk ve evrensel bir kültür yaratmak gibi ütopik bir ideal peşinde koştuğu bilinen bu olağanüstü fatih bu idealine ulaştığını göremediyse de bütün bu bölgelerin kültürlerinin gerçekten içice geçmesine yolaçmış ve ölümünden 6-7 yüzyıl sonrasına kadar kaynayan bir kültürler ve ırklar çorbası oluşturmuştur. Bu çorba bugünkü kültürümüzün kökenidir. Hristiyanlıktan çağdaş bilim kavramına, hümanist - ütopik felsefelerden İslam tasavvufuna kadar, Budizmden temel Anayasa hukuku ilkelerine kadar bu dönemin izlerini taşımayan bir tek kültür köşemiz yoktur.

Hint astrolojisinin ilk önemli kaynak eseri ise İ.S. I. yüzyılda yazılmış olan ama bugüne kadar basılamamış olan Gargasamhita (Garga kompozisyonları) adlı bir eserdir. Bunda Mezopotamya'dan gelen Materyal 4 kastlı Hint sistemine uyarlanmış olarak ve en üst kastın Samskara'yı (kutsal törenleri) yerine getirebilmesi için yazılmıştır. Bundan sonra bu konuda daha pek çok kitap görülüyor. Bunların arasında en önemlileri 550 yıllarında yazılmış olan Varahamira'nın Brhatsamhita'sı, X. yüzyılda yazıldığı sanılan Ehadrabahu-samhita ve X.- XI. yüzyıllarda yazılmış olması olası Parisistas'tan söz edilebilir. XIII. yüzyıldan itibaren yazılanlar ise Tajika adını almaktadır ve adından da anlaşılabileceği gibi bunlar Tajik'ler üzerinden gelmiş olan İran metinleridir. Onların kökeni de gene Mezopotamya metinlerinin bu sefer arapça üzerinden gelen versiyonlarıdır. Tajika'da kehanetler artık genel astrolojiyle sıkıca ilintilendirilrniş durumdadır.


" Astroloji, hiçbir sınırlama olmaksızın, psikoloji tarafından onaylanmaktadır, çünkü astroloji geçmişin tüm psikoloji bilgisinin özetini temsil etmektedir." C.G. Jung, The Secret of the Golden Flower üzerine açıklamalarından.


GÜNÜMÜZDE MODERN BİLİM PSİKOLOJİ  VE ASTROLOJİ BAĞLANTISI

Şu anda nasıl iletişim, sosyal yapılar ve uluslararası ilişkilerde dünya çapında bir devrim yaşıyorsak, insana ve evrene bakış açımız da bir devrimin ortasında bulunuyor. Bir bütün olarak bilim ve bağımsız bir disiplin olarak psikoloji bu değişimlere yaratıcı ve açık fikirli bir şekilde yanıt vermek zorunda. İnsanlar modern ikilemimize yanıt vermesi için "bilime" ve sözde "uzmanlara" yönelmişler; ama cevabı bildiği varsayılan psikologlar, psikiyatrisiler ve diğer uzmanların sunabilecekleri fazla bir şeyleri yok. 

Bugün Batı kültüründe, insanın giderek kendisine ve kültürüne yabancılaştığını görüyoruz. İnsanı köklerin temelleriyle temas yitirilmiş durumda. Günümüzde gelenekler ve kültürel değerlerimiz parçalanıyor ve bu günün insanı her ikisi de zaman ve mekanı aşan, ruhsal yaşamın çekirdeği ve insan geleneğinin özü ile ilişkilerini yeniden oluşturmak ihtiyacında. 

Ufukta görünen bu yeni dünyanın doğası ne?Religions of Man ( İnsanın dilleri ) adlı kitabın yazarı Huston Smith (1971) şöyle diyor:

Üç tane büyük medeniyet var: Batı, Doğu Asya (Çin) ve Güney Asya (Hindistan). Tarih içinde, kendi dönemlerinde, her biri şu üç problem alanından birisinde uzmanlaştı: Batı doğa, Çin sosyal ilişkiler ve Hindistan psikolojik ilişkiler. Eğer bu hipotez doğruysa, her medeniyetin kendisinin ihmal ettiği sorunlar hakkında diğer iki medeniyetten öğrenmesi gereken şeyler var. 

Çin'den aileye saygıyı, yaşlılığa karşı tavırı ve imparatorluğun karşıtı olarak kişisel dünyaya yaklaşımını alabiliriz. Hindistan'dan, Gorbon Allport'un gözlemlediği gibi, insanın dört hedefini alabiliriz; keyif, dünyevi başarı, görev ve özgürleşme. Batı bunların ilk ikisiyle yoğun bir şekilde uğraşmıştır, görevle çok az ilgilenmiş ve özgürleşmeye dikkat bile etmemiştir. 

Batı ayrıca doğayla'da çok ilgilenmiştir,ve Batının doğaya yaklaşım tarzı egemen olmak şeklindeydi. 

Yeni dünya medeniyetine geçmiş medeniyetlerin vurguladıkları üç alanın -doğa, toplumsal insan ve benlik- bir çeşit sentezinden oluşan yeni bir yaşam biçimini başarabilecek bir şekilde giriyoruz.

Hans Stossel (1959) insanın modern gereksinimi şöyle açıklıyor: Günümüzde daha derin, ruhsal ve kozmik bir anlayışa ulaşmak zorunludur. Çağımızın yegane ihtiyacı budur ve bu yüzyılın ihtiyacı Tanrı tarafından bildirilen gerçeğin açığa çıkması olmalıdır. Bu dönem insanının evrenle bir olmak konusunda daha engin bir bilgiye sahip olarak durma zamanıdır. 

Bilim güçlü bir araçtır, tıpkı astroloji gibi. Bu metotlardan kazandığımız bilgiyi iki türlü kullanabiliriz; beceriyle idare etme veya değerlendirme.

Astroloji de manipülasyon amacıyla kullanılmış ve hala kullanılıyor olmasına rağmen, daha iyi bir psikoloji bilgisiyle birlikte bir sentezinin yapılması durumunda bize kendimizi, evreni ve diğer insanları daha anlamlı bir şekilde değerlendirme konusunda çok güçlü bir araç sunabilir.

Bazı bilim adamları bilimin ilerlemesi için yeni ve yaratıcı yöntemlerin benimsenmesi gerektiğini şiddetle ifade etmelerine rağmen, "bilimle" özdeşleşmelerinin ve "bilime" yaklaşımlarının doğası gereği, bu tür yöntemlerin gelişimini engellemektedirler. Farklı bir değişle,gerçekten yaratıcı bir süreci anlayamamaktadırlar. Çoğu kendi kişiliklerindeki bölünmenin profesyonel açıdan objektifken kişisel açıdan sübjektif olmalarının kendi içlerinde yaratıcılığın oluşmasını engellediğinin farkında bile değildir. Çünkü yaratıcılık bireyin bütünlüğünün veya bu bütünlüğe ulaşma çabasının bir sonucudur.

Rudin'in (1968) Psikoterapi ve Din isimli kitabında yazdığı gibi; "Bir insanın kendi yaşamını tahrip etmeden ve fiziksel açıdan hastalığa, entelektüel açıdan vefasız, basmakalıp bir üretkenliğe mahkum olmadan kendi ruhundan kaçabilmesi mümkün değildir." 

Yaratıcı çıkışları yapmayı başarabilenler, isimleri sonraki nesillere ulaşabilenler yeniliğe gerçekten açık olabilen insanlardır.

C. G. Jung astrolojiyi sadece psikolojik bir araç olarak kullanmakla kalmamış, ayrıca yıllarını simyasal sembolizmin psikolojik boyutlarını incelemekle geçirmiştir. Sigmund Frued (1970 ) meslek hayatının sonlarına doğru yazdığı bir mektupta "Eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim, kendimi psikanaliz yerine ruhsal araştırmalara adardım." demiştir. Astronom ve fizikçi Kepler (1967 ) astrolojinin etkinliğine inanmamak yolunda güçlü isteklere sahip olduğunu, ancak "yıldızların gruplaşmaları ve etkileşimleri ile aşağıdaki olayların arasındaki şaşmaz uyumun" gönülsüz inancını zorladığını söylemiştir. Diğer iki ünlü astrolog-bilim adamları Francis Bacon, Benjamin Frank lin, Lord Napier ve Isaac Newton'dur. Cambridge'de ne okumak istediği sorulduğunda "Matematik, böylece astrolojiyi sınayabilirim" diyen Newton'dur. 

The Space Age Science (Astroloji ): Uzay Çağı Bilimi kitabının yazarı Joseph Goodavage ( 1967 ) maddeci bilimin etkisini yitirmesini çok iyi anlıyor. 

Maddecilikte bir doyum noktasına ulaşmış gibi görünüyoruz. Hayal kırıklıkları, öfke, savaş ve sınıf çatışmalarından başka bir şey getirmedi. Hedefi insanlık için boş, anlamsız ve çıkmaz bir sokak. Yüce bir birliğe ve doğadaki her şeyin birbirine bağlı olduğuna işaret eden yeni bir delilin varlığını kabul etmek zorundayız.

Aslında, ne kadar çok sayıda modern bilim adamının ve felsefecinin kozmosunun zihinsel ve ruhsal boyutlarından söz ettiklerini görmek çok dikkat çekicidir. The Mysterious Un iverse isimli kitabında Jeans (1932 ) şöyle yazar.

Bugün bilimim fiziksel boyutu giderek bir ittifaka doğru yaklaşıyor, bilginin akıntısının bizi mekanik olmayan bir gerçekliğe doğru götürdüğü; evrenin büyük bir makineden ziyade büyük bir düşünceye benzemeye başladığı konusunda fikir birliği içindeyiz. Artık zihin madde dünyasına kazayla girmiş bir davetsiz misafir gibi görünmüyor; artık onun madde dünyasının yaratıcısı ve yöneticisi olduğundan şüphelenmeye başlıyoruz...... Zihin ve maddenin eski düalizmi...... kayboluyor gibi; madde eskisine oranla daha az somut, asılsız veya temelsiz olduğu veya zihin işleyen maddenin bir fonksiyonuna dönüştüğü için değil, somut madde kendisini zihnin yaratığı bir şeye dönüştürdüğü için. Evrenin kendi kişisel zihnimizle benzerlik sunan bir tasarımcı veya kontrolcü gücün izlerini gösterdiğini keşfediyoruz. Bunu duygusal, ahlaki veya estetik bir şeyle değil, daha iyi bir dünya için, Matematiksel diye isimlendirdiğimiz bir yolla düşünme eğilimiyle yapıyoruz.... 

Bugün çok sayıda insan astrolojiye yöneliyor, çünkü o, evrenin tasarımcı gücünü matematiksel bir çerçevede açığa çıkartıyor. 

Astrolojinin Psikolojik Yaklaşımları 


1- SEMBOLİK YAKLAŞIM; 



Burç Mevsim Psikolojik Bağlantısı 

Koç Filizlenme dönemi, açılan enerji İstek, hareket etme dürtüsü, girişim ruhu öncülük 

Boğa Güçlendirmek, biçim yaratmak Azim, sağlamlaştırma, şekil verme form duygusu 

İkizler Canlandırmak, çiçek açma dönemi Canlılık, esneklik, yüzeysellik,hareketlilik 

Yengeç Döllemek ve gübrelemek Duygu zenginliği, annelik ve babalık duygusu 

Aslan Tohumun olgunlaşması Yaratma isteği, özgüven, bütün ürünler ve evlatlar 

Başak Hasat, yetiştirilmiş olanın kullanılması Çalışkanlık ve bakım, düzen, evcilleştirilmiş bir yapı, eleştiri yeteneği 

Terazi Doğanın ekonomisinde denge ve ayar Adalet duygusu, uyum arzusu, ortaklık duygusu 

Akrep Doğanın yaşamı sonlandıran süreçleri, yaşamın tohumda devam etmesi Dayanıklılık ve sebat, hayatta kalmanın acımasız mücadelesi 

Yay Doğanın kış uykusu Yaşamın içsel veya ruhsal yönünün işlenmesi, gelecek için umut dolu planlama 

Oğlak Kışın formların kristalize olması Mevcudiyetini korumanın yorulmaz mücadelesi,sabır, kristalize olmuş sosyal formlara bağlılık 

Kova Bahardan önce bekleme zamanı Beklentili, sabırsız tavırlar, gözlem gücü, plan zenginliği 

Balık Tohumun toprakta kabarması Eski yaşamın kalıntıları arasında yeni yaşamın ilk işaretleri 


2- HOLİSTİK ( BÜTÜNSEL ) YAKLAŞIM; 


İlk kitaplarından birinde Rudhyar astroloji'den "yaşamın cebiri" olarak söz etmektedir: Astroloji, eğer neleri yorumlayabileceğine ve anlam verebileceğine yakından bakarsak, daha büyük bütünlerin zaman ve mekan içindeki yapısının daha küçük bütünlerin yapısal gelişimleriyle bağlantılı olduğunu anlatan sembolik bir dil gibi görünmektedir. Gerçekten de astroloji bütünsel bir felsefi yaklaşımın varoluşa pratik şekilde uygulanmasıdır. Bu felsefeye göre, her varolan bütün daha büyük bir bütün içinde bulunmaktadır ve o bütün de daha büyük bir bütünde bulunan küçük bir bütündür. Bu nedenle varoluşsal aktivitelerin organize sistemleri hem daha küçük bütünleri içerirler hem de daha büyük bir sistemin içinde bulunurlar. Benim görüşüme göre astroloji esas olarak kozmik ritimler ve hareketlerin döngüleriyle uğraşmaktadır. "Form" veya geştalt ile- aktivitelerin her organize sistemlerinin içinde, yani her bütünde bulunan inşa edici prensiplerle- uğraşmaktadır. Mesele dünyada yaşayan her hangi bir canlının üzerine göksel cisimlerin yaptığı direkt, gerçek ve dışsal bir etki değildir. Astrolojinin her organize aktivite bütününde bulunan temel fonksiyonların ve dürtülerin organizasyonunu veya düzenlemesini anlamanın ve incelemenin bir yoludur. Eski günlerde bu kavram mikrokozmos ile makrokozmos arasında yapısal bağlantı olarak açıklanıyordu; aslında dünyanın tümü mikrokozmos olarak, bütün evrenle kıyaslanabilecek temel yapı olarak görülüyordu. Ancak sonraları, insanın bireyleşme süreci ilerledikten ve insan birey olarak kabile yaşamının kontrolcü mekanizmalarından sıyrılmaya başladıktan sonra bu bireyler mikrokozmos olarak görülmeye başlandılar. İsa bunu "Göklerin krallığı içinizdedir" sözüyle güçlü bir biçimde vurgulamıştır. 


3- ENERJİ YAKLAŞIMI; 


İsviçreli hekim-astrolog Alexander Ruperti'nin yazdığı gibi; Paracelsus'un Makrokozmos ve Mikrokozmostan söz ettiği yerde, Rudhyar'ın evrensel bütününün tüm parçalarının uyumlu rezonansının prensiplerinden söz ettiği yerde, Jung'un zaman açısından ruhsal fenomenin özdeş göstergelerini yöneten senkron istik prensipten söz ettiği yerde, modern astroloji, bilimsel tavırları izlediği için, bu tür benzerlikleri neden sonuç yasasında nesnelleştirme konusunda inat ediyor. Modern astroloji böyle davranarak tarihi mirasını bilimsel saygınlık fetişine kurban ediyor. Astrolojinin gerçek rolü insanın dikkatinin herhangi bir zamanda odaklandığı gelişim düzeyinde evrensel bir düzenin varlığını göstermek olmuştur ve bunu göstermeye devam etmek zorundadır. Astrolojinin yaşamın fiziksel düzeyine düzen getirme konusundaki faydası artık bitmiştir. Modern bilim artık bu konuda astrolojiden daha iyi bir donanıma sahiptir. Ama bugün psikolojik düzeyde insanın doğası bir karmaşa içindedir ve bu nedenle de astrolojinin asıl yüce misyonunun, modern insanın acil ihtiyaçlarını göz önünde bulundurduğumuzda, psikolojik düzeyde uyumlu bir düzenin varlığını ispatlamak olduğunu düşünüyoruz.

ZODYAK BURÇLARI: ENERJİ MODELLERİ 


Modern fizik enerjinin madde olduğunu gösterdiğine göre, bu dört element de içiçe geçip birleşerek maddeyi oluştururlar. Yaşam kıvılcımı ölümde insan bedenini terk ettiğinde, dört element ayrılarak önceki durumlarına dönerler. Organize, yaşayan bir bütünde dört elementi bir arada tutan sadece hayattır. Dört elementin her biri üç titreşimsel nitelikte kendisini gösterir: öncü, sabit ve değişken. Öncü burçlar merkezden çıkan, yayılan enerjiyi temsil ederler ve belirli bir yöne doğru hareket prensibiyle ilişkilidir."Artı" öncü burçlar, Koç ve Terazi, geleceği göz önüne alarak şimdiki zamanda hareket etmekle uğraşırlar. "Eksi" öncü burçlar, Yengeç ve Oğlak, daha ziyade geçmişle ilgilidirler. Sabit burçlar merkeze doğru enerjiyi, yani içeri doğru yayılan bir enerjiyi temsil ederler. "Şimdi" ve "burada"ya en fazla odaklananlar sabit burçlardır. Güneş'leri sabit bir burçta bulunanlar içlerindeki yaşam verici ruhun derinliğini ve gücünü sezerler. Balık ve Başak aşağı doğru yönlenmiş enerji spiralidirler; bir şekilde geçmişle bağlantılıdırlar.Balık geçmiş"karma" ile, Başak kişilik gelişiminin geçmiş krizleri ile. İkizler ve Yay yukarı yönlenmiş enerji spiralidirler.










DİĞER YAZILAR
Ezoterik Astroloji Kitabı
Karma ve Dharma
Tutulmalar
ALTIN ÇAĞ GERÇEKTEN GELDİ...
ASTROLOJİ VE İSLAM DİNİ
Orbium
DANIŞMANLIK VE KADER
13 Ocak 2018 Şİle Semineri
Astrolojik Bebekler
Değerli Hocamızın Milliyet'e verdiği Röportaj
Uzaman Astrolog Oğuzhan Ceyhan Ekolünden Peter Mark Adams
Yıldızlar ve Element İlişkileri
Beyin dört ana dalga boyunda titreşiyor
Upanişadlar
Uranyen astroloji
Sinem Leyla'dan
Mısır Mitoloji ve Tanrıları
Gökyüzü Hareketleri
Ruhun İlahi Devinimi
Temel Astrolojik Bilgiler
Sözlük
OĞUZHAN CEYHAN

Caddebostan

0216 411 88 49
BAĞLAN
EĞİTİMLER
ASTROLOJİDE İHTİSASLAŞMA
OĞUZHAN CEYHAN İLE İLERİ SEVİYE ASTROLOJİ
Oğuzhan Ceyhan ile Karma ve Kehanet Sanatı Eğitimi 3. Sınıf
TEMEL VE ORTA SEVİYE ASTROLOJİ SINIFI
TEMEL VE ORTA SEVİYE ASTROLOJİ SINIFI
Astroloji ve Dişil güç
Tarot ve Bilinç Dışı Arketipler Eğitimi
EĞİTMENLER
Oğuzhan Ceyhan
Zeynep Ceyhan
Ayşe Balın
Vajrayana Kukai Pınar
Gülnihal Öztürk
Didem İlhan
Zeliha Göker
MEDYA
FOTO GALERİ
VIDEO
TAKVİM
BLOG
İLETİŞİM
ÜYE GİRİŞİ
© 1996-2022 Oğuzhan Ceyhan Akademi. Tüm hakları saklıdır.
Kullanım Koşulları & Gizlilik Politikası
design by ixir.